Kaygı

Ne Bir Eksik Ne Bir Fazla” mantığından hareket ile değerlendirilmesi gereken bir kavramdır. Yani buna eskilerin dediği gibi “Her Şeyin Fazlası Zarar” da diyebiliriz. Bu ne demek dersen eğer kısaca şöyle açıklama yapmaya çalışayım.

Kaygı aslında hayatımızın birçok alanında bize GÜDÜ (motivasyon) sağlayan içsel bir dinamiktir. Fiziksel ihtiyaçlarımız söz konusu olduğunda mesela susamak ve susuzluk bir iç dinamiktir. Kalkıp bir bardak su almak ise susuzluğun verdiği kaygının yarattığı güdülenmenin eyleme dönüşmesidir.

Bunu eğiti ve öğrencilik hayatımıza uyguladığımızda kaygımızın az olması yani sınavlara ya da derslere gereken önemin verilmemesi; dolayısı ile eğitim hayatının başarılı olması için gerekenlerin yapılmaması anlamına gelmektedir. 

Tam tersi açıdan baktığımız da ise kaygının yüksek olması bizim endişe olarak bildiğimiz hisse götürür.  Endişe ve panik duygumuza korku da eklenebilir. Bu bizi ne yapacağımızı bilememe,yapamama,ya olmazsa..vs düşüncelerine bırakır.Dolayısı ile bunca olumsuz duygunun devamında gelen olumsuz düşüncelerle dolu olan beynin ihtiyacı olan yeni bilgilerin yerleşmesi ve bunun için doğru çalışma yolunun bulunması  kaygı arttıkça zorlaşacaktır.

 “Peki neden oluyor tüm bunlar ?” sorusuna çalakalem tek bir neden sunmak hayalperestçe bir tutum olacaktır.Bunun çokça  nedenleri  olduğunu  bilmekteyiz. Her şeyden önce bireysel farklılık ön plandadır.Kişini kendi iç dünyası ve sosyal çevresinin kişi de yarattığı olumlu ve olumsuz etkileri kast ediyorum burada. Onun dışında genel olarak ortak olan bazı  benzer sorunlar da bulunmaktadır. Tüm bu  başlıklar, alt başlıklara ve onlar da alt başlıklara ayrılır genelde.

Kaygı az ya da çok olsa da  nedenlerin içine aile baskısı ,çevre baskısı,yanlış eğitim,okul baskısı,arkadaşlık ilişkileri,ergenlik süreci,madde kullanımı,hedefsizlik,dikkat eksikliği,vitamin eksikliği,göz hastalıkları,panik atak..vs gibi birkaç başlık yazabilirim. 

Mesela aile baskısını ele alalım. Bu bazen babanın baskısı ya da tam tersi ilgisizliği olabileceği gibi,aynı şeyler anne tutumu içinde ifade edilebilir. Veyahut aynı anda hem anne hem de babanın fazla baskısı ve sert tutumu olduğu gibi tam tersi hiç ilgilenmemeleri olabilir. Fazla korumacı ya da fazla serbest ebeveyn tutumu olarak da değerlendirebiliriz bunu. Bunun dışında kardeşlerin bir birleri ile mukayese edilmesi,büyük olan ağabey ya da ablaların başarı ya da başarısızlıklarının sürekli gündeme getirilerek  öğrenciyi olumlu yönde kamçılayacağının düşünülmesi; büyüklerin küçük üzerinde hak iddia ederek baskı yapma hakkını elinde bulundurduğu düşüncesi ..vs. 

Yukarıda da belirttiğim gibi bir aile baskısı başlığının altında, alt başlıklar ve onların alt başlıklarına ufak bir örnek vermek istedim. Yine yukarıda dediğim gibi bireysel farklar çok önemli ve bazı kıyıda köşe de kalmış; kişi ile konuşulmadan, doğru soru ve yaklaşımlar  ile yönlendirilmeden elde edilemeyecek başlıkların olduğunu gördüm.

Kaygı hayatımızın devamı için yani bildiğimiz adı ile  motivasyonumuz için paha biçilemez bir kaynaktır. Bu kaynağın suyunun azalması ile kuraklık, çoğalması ile sel felaketi gelir. Denge de kalması hayatımız da atacağımız her adım için önem arz etmektedir.

Şu anda okullarımız da rehberlik birimi ve dışarıda ilgi kişiler ve kurumlar  gerekli ve doğru yönlendirmeleri yapabilmektedirler. Sadece sorundan ve kaynağından korkmadan çerçeve bakmaya çalışalım. 

Eğitmenler

  • Ayşegül YILDIZ